DAVA VE İCRA TAKİPLERİNDE FAİZ TÜRÜ BELİRLEME: ADİ, TİCARİ, TÜKETİCİ İŞLEMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRMELER!

İcra takibinde faiz türünün doğru belirlenmesi, alacağın niteliğine uygun bir faiz işletilmesini sağlamak bakımından büyük önem taşır. Takip başlatılırken alacağın dayanağını oluşturan borç ilişkisinin tüketici, ticari veya adi iş niteliğinde olup olmadığı öncelikle saptanmalı; buna göre uygulanacak faiz türü (kanuni, ticari temerrüt, avans faizi vb.) belirlenmelidir. Zira faiz oranı, borç ilişkisinin hukuki mahiyetine göre değişiklik göstermekte, aynı borç farklı nitelikte değerlendirilirse farklı faiz sonuçları doğabilmektedir.

Bu çalışmada, icra takibinde faiz türü belirlenirken dikkate alınması gereken söz konusu üçlü ayrım üzerinde durulacaktır. İlk olarak adi iş, ardından ticari iş ve tüketici işlemi kavramları açıklanacak; her biri bakımından hangi faiz türünün uygulanacağı, bu faizlerin güncel oranları ve uygulamadaki sonuçları değerlendirilecektir. 

İÇİNDEKİLER;
1. FAİZ KAVRAMI
2. FAİZİN HUKUKİ NİTELİĞİ
  2.1 Faiz, Fer’i Bir Haktır
  2.2 Faiz Aynı Zamanda Bağımsız Bir Alacaktır
3. FAİZ BORCUNUN KAYNAKLARI
4. FAİZ TÜRLERİ 
  4.1 Adi İşlerde Faiz
    4.1.1 TBK m. 88 Kapsamında Adi İşlerde Anapara Faizi
      4.1.1.1 Adi İşlerde Kanuni Anapara Faizi (TBK m. 88/1)
    4.1.1.2 Adi İşlerde Akdi Anapara Faiz (TBK m. 88/2)
    4.1.2 TBK m. 120 Hükmü Kapsamında Temerrüt Faizi 
     4.1.2.1 Adi İşlerde Kanuni Temerrüt Faizi (TBK m. 120/1)
      4.1.2.2 Adi İşlerde Akdi Temerrüt Faizi (TBK m. 120/2)
  4.2 Ticari İşlerde Faiz
    4.2.1 Ticari İş Kavramı
      4.2.1.1  TTK’da Düzenlenen İşler 
      4.2.1.2 Bir Ticari İşletmeyi İlgilendiren İşler
      4.2.1.3 Ticari İş Karinesi (TTK m. 19/1)
      4.2.1.4 Taraflardan Birisi İçin Ticari Olan Sözleşmeler (TTK m. 19/2)
    4.2.2 Ticari İşlerde Uygulanan Faize İlişkin Özel Hükümler
    4.2.3 TİCARİ FAİZ ORANLARI
      4.2.3.1 Ticari İşlerde Anapara Faizi 
        4.2.3.1.1 Sözleşme (Akdi)  ile Kararlaştırılan Anapara Faiz Oranı 
      4.2.3.2 Ticari İşlerde  Temerrüt (Gecikme) Faizi
        4.2.3.2.1 Sözleşme ile Kararlaştırılan Temerrüt Faiz Oranı 
        4.2.3.2.2 Kanun ile Kararlaştırılan Temerrüt Faiz Oranı
        4.2.3.3 Ticari İşlerde  Avans Faizi
        4.2.3.4 Ticari İşletmeler Arasında Yapılan Mal ve Hizmet  Tedariki Sözleşmelerinde Temerrüt Faizi Oranı (TTK m. 1530)
          4.2.3.4.1 Türk Ticaret Kanununun 1530’uncu Maddesinde Yer Alan Borçlunun Temerrüdüne İlişkin Şartlar
          4.2.3.4.2 Türk Ticaret Kanununun 1530’uncu Maddesinde Yer Alan Borçlunun Temerrüdünün Sonuçları
        4.2.3.5 Reeskont Faizi
  4.3 Tüketici İşlemleri
    4.3.1 Tüketici İşlemlerinde Faiz
  4.4 Yabancı Para Borçlarında Faiz
    4.4.1 Yabancı Para Borçlarında Faiz Oranının Belirlenmesi 
      4.4.1.1 Yabancı Para Borçlarında Akdi Faiz ve Sınırları (TBK m. 88 ve m. 120)
      4.4.1.2 Yabancı Para Borçlarında Kanuni Faiz
    4.4.2 Yabancı Para Alacaklarında İcra Takibi
5. SONUÇ

Detaylı Bilgi Almak İçin Lütfen İletişime Geçin!

Hızlı ve Güvenilir Hizmet!

Tanıma Tenfiz kurumu ile yabancı mahkemelerden alınan boşanma kararları Türkiye’de nasıl uygulanır!?

Tanıma Tenfiz ile yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de Uygulaması hakkında detaylı bilgi için iletişime geçin!

Tanıma Tenfiz Yolu

foreign court decisions

1. FAİZ KAVRAMI

Faiz, borçlunun borçlanılan anaparayı belirli bir süre kullanmaktan yoksun kalma  karşılığı olarak, alacaklıya ödemeyi taahhüt ettiği para borcu tazminatıdır (bedelidir). Başka bir tanıma göre de faiz, sermayenin geliridir. Yargıtay kararlarında ise faiz tanımı şu şekilde yapılmaktadır:

8. Hukuk Dairesi E. 2018/627 K. 2018/18156 T. 05.11.2018

“Faiz; para alacağının medeni semeresidir. Başka bir ifade ile faiz, ödünç akdi veya başka bir hukuki muamele yahut fiil neticesinde başka bir kimseden alacaklı duruma geçen kimsenin para alacağının karşılığı ve bir nevi ücret ve kirası olarak tanımlanmaktadır. (……… Kanunu Şerhi, C:1, S:41), Bu tanım, faizin genel tanımı olup, faizin türlerine göre çeşitli eklemelerle değişiklik gösterebilmektedir Faiz borcu, asıl alacaktan ayrı fakat ona bağlı bir yan edimdir. Faiz borçları asıl alacağın varlığına bağlıdır ve asıl alacak sona erdiğinde faiz borcu da sona erer (TBK’nin 131/1, BK’nin 113/2. maddesi).”

Hukuk Genel Kurulu E. 2017/1704 K. 2020/534 T. 07.07.2020

“Faiz, hukuki niteliği itibariyle, yan edim olup, asıl alacağı genişleten bir yan haktır. Bu nedenle, faiz borcunun varlığı ve devamı, her şeyden önce asıl alacak hakkının varlık ve devamına bağlıdır. Asıl alacak hakkı doğmamışsa, faiz borcu da doğmaz. Keza, faiz borcu, asıl alacak devam ettiği sürece devam eder. Faiz, asıl alacağa bağlı yan hak olduğu için, asıl alacak sona ererse, faiz de sona erer.”

Para borçları dışındaki borçlarda faiz borcu doğmayacağı gibi para borcunun söz konusu olduğu her halde borçlunun mutlaka faiz ödemesi gerekmez. Ancak taraflar arasındaki sözleşmede faiz ödeneceği kararlaştırılabileceği gibi bir kanun hükmü ile de borçlu faiz ödemekle yükümlü kılınabilir.

2. FAİZİN HUKUKİ NİTELİĞİ

2.1 Faiz, Fer’i Bir Haktır

Faiz alacağın, esas alacağın varlığına bağlı olması niteliği dolayısıyla;

  • Anapara alacağı doğmadıkça faiz alacağı doğamaz. Kural olarak anapara alacağı sona erince artık faiz işlemez. Hatta Borçlar Kanunu kural olarak işlemiş faizlere ait alacağın da sona ereceğini kabul ediyor (TBK m. 131/f.2).
  •  Faiz borcunun geçerliliği asıl borcun geçerliliğine tabidir. Asıl borç geçerli ise faiz borcu da geçerli, asıl borç geçersiz ise faiz borcu da geçersiz sayılır. 
  • Asıl alacak temlik edilirse aksi yönde bir anlaşma yapılmış olmamak kaydıyla asıl alacağa bağlı işlemiş ve işleyecek faiz alacağı da temlik edilmiş olur (TBK m. 190).
  • Alacağın temlikinde, asıl borçla birlikte işlemiş faizler de temlik edilmiş sayılır (TBK m. 189/III). Borçlunun değişmesi halinde hakim görüşe göre, TBK m. 198/1’6 TBK m. 189/III kıyasen uygulanır. 
  • Asıl borç zamanaşımına uğrarsa buna bağlı olan faiz borcu da zamanaşımına uğrar (TBK m. 152).  
  • Asıl borç ödeme yoluyla sona ererse alacaklı faiz isteme borcuna ilişkin haklarını saklı tutmadığı veya halin icabı saklı tutulduğu sonucunun çıkarılmasını gerektirmediği takdirde buna bağlı faiz ödeme borcu da sona erer (TBK m. 132). Buna karşılık, asıl borç ödenmeden önce faiz istemi saklı tutulmuş ise, ödeme sırasında ayrıca bu hakkın saklı tutulduğunun beyan edilmesine gerek yoktur.
2.2 Faiz Aynı Zamanda Bağımsız Bir Alacaktır

Faiz borcu, aynı zamanda kendine özgü bağımsız bir  niteliğe de sahiptir. Bu niteliği dolayısıyla;

  • Faiz alacağı anaparaya ait alacağın bir parçası olmadığı içindir ki faizin ödenmesi kısmi ödeme değildir. Alacaklı anapara ödenmeden yapılmak istenen faiz ödemesini reddedemez. 
  • Asıl borçtan bağımsız olarak ifa edilebilir, talep ve dava edilebilir, rehndedilebilir, temlik edilebilir.
  • Asıl borca ilişkin alacaktan bağımsız olarak anapara faizi TBK m. 147 b.l’e göre beş yıllık zamanaşımına tabidir. Temerrüt faizine ve gecikme tazminatından doğan alacağa bu süre uygulanmaz.

3. FAİZ BORCUNUN KAYNAKLARI

Faiz borcu, anaparanın bir oranı ve genellikle yüzdesi olarak faizi gerektiren süre içinde, süre ile orantılı şekilde yavaş yavaş doğar ve birikir. Faiz borcu ya hukuki işlemden ya da kanundan doğar. Taraflar düzenledikleri bir sözleşmede bazı durumların gerçekleşmesine bağlı olarak anapara faizi ve temerrüt faizi ödeme yükümlülüğü borcu kararlaştırabilirler. Kararlaştırılan bu faize akdi faiz denir. Hukuki işlemden doğan faiz borcu, tüketim ödüncü sözleşmelerinde önem arz eder. TBK. m. 387, ödüncün, adi ödünç, ticari ödünç olmasına göre bir ayrım yapmaktadır. Gerçekten, bu maddeye göre adi tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz istenebilmesi, tarafların bunu kararlaştırmalarına bağlıdır. Dolayısıyla, taraflar sözleşmede faiz kararlaştırmamışlarsa, faiz istenemez. Buna karşılık, ticari tüketim ödüncü sözleşmesinde taraflar faiz kararlaştırmamış olsalar bile, faiz istenebilir. TTK. m. 8-10, ticari işlerde faizi düzenlemiştir. TTK. m. 9’a göre, ticari işlerde; kanuni faiz, anapara faizi ve temerrüt faizi hakkında, ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.

Faiz borcu, bazen kanundan da doğar. Buna kanuni faiz de denir. Örneğin TBK. m. 88’e göre, “Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.” Aynı şekilde TBK. m. 120/I’e göre de “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.”  Burada mütemerrit borçlu için kanuni temerrüt faizi oranı düzenlenmiştir. Ayrıca, TBK. m. 193, 217, 229, 234’te kanuni faiz öngörülmüştür

Sözleşmeden doğan anapara veya temerrüt faizi oranlarının sözleşmede gösterilmemiş olduğu hallerde “kanuni faiz oranları” uygulanır. Anapara faizi ve temerrüt faizinin doğrudan doğruya kanundan doğduğu hallerde faiz oranlarının yine kanun tarafından belirlenmesi söz konusudur. Kural olarak temerrüt faizinin kaynağı kanundur. Ancak sözleşme ile kanuni sınırlara uyularak temerrüt faizinin belirlenmesi TBK m. 120/2 gereğince mümkündür.TBK m. 120 – (2) Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.

4. FAİZ TÜRLERİ

İcra takibi öncesinde yapılması gereken ilk hukuki değerlendirme, takibe konu borcun hukuki niteliğinin belirlenmesidir. Zira borcun adi, ticari veya tüketici işleminden kaynaklanması, uygulanacak faiz türü ve oranını doğrudan etkiler. Nitekim faizin hukuki dayanağı, borcun kaynağından bağımsız düşünülemez. Doktrinde de vurgulandığı üzere, “faizin türü ve oranı, borç ilişkisinin karakteriyle birlikte değerlendirilmelidir”.

Borcun niteliğini belirlemede temel ölçüt, işlemin tarafları ve konusudur. Tarafların tacir olup olmaması, işlemin ticari faaliyet kapsamında gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ve borcun hangi sözleşme veya belgeye dayandığı dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede borç ilişkileri genel olarak üç başlıkta incelenir: adi borç ilişkileri, ticari nitelikli borç ilişkileri ve tüketici işlemleri.

Bu değerlendirmenin akabininde uygulanacak faiz türü belirlenmelidir. Türk Hukuku’nda faizin çeşitli açılardan sınıflandırıldığı ve isimlendirildiği görülmektedir. Aslında iki faiz türü vardır: Anapara faizi ve temerrüt faizi. Bu faiz türleri sözleşmeden doğabileceği gibi kanundan da doğabilir. Diğer taraftan ister sözleşmeden doğsun ister kanundan doğsun fark etmeksizin, faiz oranları kanunla belirlenmiş de olabilir ki bu durum faizin hukuki kaynağının sözleşme ya da kanun olmasından bağımsızdır.

4.1 Adi İşlerde Faiz

Tüketici işlemi ve ticari iş olarak nitelendirilmeyen her iş, bir adi iş olarak kabul edilmelidir. Adi işe, genel hükümlerin (TMK., TBK.87) uygulanması gerekir

4.1.1 TBK m. 88 Kapsamında Adi İşlerde Anapara Faizi 

“Faiz” kenar başlığı altında yer alan TBK m.88 hükmü, anapara faizi için uygulanacak kanuni faiz oranını belirleyen genel nitelikte bir hükümdür. Anapara faizi, sözleşmede kararlaştırılmadığı durumda istenemez ancak anapara faizi oranı sözleşmede kararlaştırılmış olabileceği gibi kararlaştırılmamış da olabilir. 

4.1.1.1 Adi İşlerde Kanuni Anapara Faizi (TBK m. 88/1)

Taraflar sözleşme ile anapara (sermaye) faizi ödeneceğini kararlaştırıp oranı belirlememişlerse, bir başka anlatımla faiz ödenmesi gereken hallerde oranı sözleşme ile tespit edilmemişse, Türk Borçlar Kanunu m. 88/1 uyarınca kanuni anapara (sermaye) faizi ödeme borcuna uygulanacak yıllık faiz oranı, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenecektir

TBK m.88/1 hükmünün gönderme yaptığı mevzuat, genel olarak 3095 sayılı Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanundur. 3095 sayılı FK m.1 gereğince, 

1- Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır. 

2- Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.  

21/5/2024 tarihli ve 32552 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 20/5/2024 tarihli ve 8485 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, kanuni faiz oranının 1/6/2024 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık %24 olarak uygulanması kararlaştırılmıştır.

Buna karşın Anayasa Mahkemesi’nin 22 Temmuz 2025 tarihinde verdiği kararla (E.2024/24, K.2025/164) 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesi (sözleşme dışı borçlarda kanuni faiz oranı düzenlemesi) hukuka aykırı bulunmuş ve iptal kararı verilmiştir; bu karar 1 Eylül 2026 itibarıyla yürürlüğe girecektir. Bu durumda 3095 sayılı Kanun’un kanuni faiz oranı düzenlemesi 2026 sonrasında fiilen değişebilir.

Sonuç olarak, TBK m.88/1 hükmünün yaptığı atıf nedeniyle anapara faizine uygulanacak olan güncel oran %24’tür. 

4.1.1.2 Adi İşlerde Akdi Anapara Faiz (TBK m. 88/2)

Akdi faiz, adı üzerinde akit (sözleşme) ile kararlaştırılan faizdir. İster anapara faizi niteliğinde olsun isterse temerrüt faizi niteliğinde olsun; faiz ödeme yükümlülüğü sözleşme ile kararlaştırılabilir ki buna sözleşmeden doğan faiz (akdi faiz) adı verilir. Sözleşmede kararlaştırılmadıkça istenemez. Kural olarak taraflar, düzenledikleri sözleşme ile faizin ödeme yeri ve şekli, işlemeye başlayacağı tarih ve oranını serbestçe kararlaştırabilirler.  Buna da Borçlar Hukuku’nda sözleşme serbestisi ilkesi denilmektedir. Ancak birazdan değineceğimiz üzere kanun koyucu adi işlerde kararlaştırılacak faiz oranına üst sınır koyarak sözleşme serbestisi ilkesine istisna getirmiştir. TBK m.88/2 hükmüne göre, “Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz”. Şu halde sözleşme ile kararlaştırılacak ana para faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen %24 oranının yüzde ellisi olan %36 oranını aşamayacaktır. Bu emredici hukuk kuralı gereğince sözleşmeyle kararlaştırılacak faiz oranına bir üst sınır getirilmektedir. 

Taraflarca sözleşme ile %36’dan daha az bir oran kararlaştırılmışsa sözleşme ile kararlaştırılan oran uygulanacaktır. Kanunun anapara faizi için öngördüğü bu sınırı yani %36 sınırını aşan faiz oranlarının kararlaştırıldığı durumlarda, anapara faizinin üst sınırını aşan oran bakımından “kısmi hükümsüzlük” zorunludur. 

4.1.2 TBK m. 120 Hükmü Kapsamında Temerrüt Faizi 

Borçlunun temerrüdü; borçlunun ifa etmekten kaçınamayacağı muaccel edimi, zamanında yerine getirmeyerek ifada gecikmesi ve borcun ifasının hala mümkün bulunması durumunda belirli şartlara bağlı olarak gerçekleşen bir sorumluluk nedenidir.

Para borçlarında temerrüdün oluşması için kural olarak, borcun muaccel hale gelmesi ve alacaklı tarafından borçluya ihtarda bulunulması gerekir. Muacceliyet en yalın anlatımıyla, ödeme zamanının gelmiş olmasıdır. Borcun ifası için bir vade öngörülmüşse kural olarak bu vadenin gelmesiyle muacceliyet oluşur. Muacceliyet tek başına temerrüdü sağlamaya yeterli değildir; ayrıca alacaklı tarafından borçluya bir ihtarda bulunulması da gerekir (818 sayılı BK.m.101/f.1). İhtar, alacaklının ödeme talebinden ibaret iradesini borçluya iletmesidir. İstisnaen sözleşme veya kanunla getirilen düzenleme ile zamanında ödemede bulunulmaması halinde ihtara gerek kalmaksızın temerrüt oluşabilir.

Para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. Temerrüt faizi belirtilen temel amaca hizmet etmenin yanı sıra, pratik başka amaçlara da yöneliktir. Alacaklının bir zarara uğrayıp uğramadığı veya zararın temerrüt faizi oranından daha düşük olup olmadığı tartışmalarına meydan verilmeksizin, borçlunun faiz ödemeye peşinen zorlanması yargı organlarını büyük bir yükten kurtarmakta ayrıca, borçluyu zamanında ödemede bulunmaya sevk etmektedir.

Temerrüt faizi, muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması gerekli değildir. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı da tanınmış olmadığı gibi, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da şart değildir. Tanımlanan bu özellikleri ile öğretide de hâkim olan görüş temerrüt faizinin, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik maktu ve götürü bir tazminat niteliği taşıdığı yönündedir. Temerrüt faizinin fonksiyonu ve bu faizi öngören yasal düzenlemenin amacı göz önüne alındığında tazminat nitelemesine varılabilir. Türk Borçlar Kanunu’na göre adi işlerde temerrüt faizini, önce Türk Borçlar Kanunu’na göre adi işlerde kanuni temerrüt faizi ve Türk Borçlar Kanunu’na göre adi işlerde akdi temerrüt faizi olmak üzere ikili ayrıma tabi tutarak inceleyelim.

4.1.2.1 Adi İşlerde Kanuni Temerrüt Faizi (TBK m. 120/1)

Temerrüt faizinin talep edilebilmesi, sözleşme ile kararlaştırılmış olmasına bağlı değildir. Diğer bir anlatımla anapara faizinden farklı olarak, temerrüt faizi kanun gereği kendiliğinden doğan bir yan borç olduğundan (TBK m. 120), taraflar sözleşme ile temerrüt faizinin ödeneceğini açıkça kararlaştırmamış olsalar bile temerrüt faizinin istenmesi mümkündür.

Temerrüt faizi oranının sözleşme ile belirlenmemiş olması halinde TBK m.120/1 gereğince, “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir”. Hükümde geçen ilgili mevzuat, temerrüt faizi oranını düzenleyen 3095 sayılı FK m.2/1 hükmüne gönderme yapmaktadır. FK m.2/1 gereğince, “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur”. 3095 sayılı FK m.1 hükmünde belirlenen faiz üst sınır oranının Cumhurbaşkanı tarafından günümüzde %24 olarak tayin edildiğini ifade etmiştik. Bu durumda yapılan kanuni atıf gereğince kanuni temerrüt faizi oranı da % 24 olacaktır.

4.1.2.2 Adi İşlerde Akdi Temerrüt Faizi (TBK m. 120/2)

Taraflar sözleşme ile temerrüt faizi ödeneceğini kararlaştırırken akdi temerrüt faizi yıllık oranını serbestçe belirleyebilirler, esas olan bu orandır, kural olarak mevzuat hükümlerine bakılmaz. Ancak Türk Borçlar Kanunu m. 120/2’de getirilen yenilik ile bu serbestinin de somut bir üst sınırı vardır.

TBK m.120/2 hükmüne göre: “Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.” TBK m.120/1 hükmü, FK m.2/1 hükmüne gönderme yaptığına göre, temerrüt faizi oranının sözleşmede kararlaştırıldığı hallerde bu oran, FK m. 2/1 uyarınca belirlenen faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacaktır. Şayet taraflar azami sınırdan daha yüksek bir oran belirlemişlerse aşkın temerrüt faizi oranı kısmi hükümsüzlüğe uğrayacaktır.

O halde taraflar Türk Borçlar Kanunu’na tabi adi bir işte sözleşmeyle %24+%24 = % 48’e kadar temerrüt faizi oranı belirlemekte serbesttirler. Türk Borçlar Kanunu m. 120/2 hukukumuzda ilk defa adi işlerde akdi temerrüt faizine sınırlama getirmiştir. Getirilen sınırlama emredici nitelikte olduğundan aksi kararlaştırılamaz. Sözleşmede kararlaştırılan akdi temerrüt faiz oranı mevzuatta belirlenen orandan fazla ise, oran en yüksek limitten  %24+%24 = % 48’den kararlaştırılmış sayılacaktır.

Örneğin, taraflarca %50 oranında kararlaştırıldığı ihtimalde, bu oran, %24’ün yüzde yüzü olan %48’i aştığından, taraflarca kararlaştırılan temerrüt faiz oranı %48 olarak kabul edilecektir. 

Türk Borçlar Kanunu m. 120/3 ise sözleşmede akdi anapara faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte akdi temerrüt faizi kararlaştırılmadığı durumlarda temerrüt faizinin ne şekilde belirleneceğini düzenlemiştir. Buna göre; “Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur”. Madde gerekçesinde ise bu durumun sebebi şu şekilde açıklanmıştır: Temerrüde düşen borçlunun, sözleşmede temerrüt faizi oranına ilişkin bir düzenleme yapılmadığı gerekçesiyle, akdî faizden daha düşük bir temerrüt faizi ödemek suretiyle, temerrüdünden yarar sağlamasının önlenmesi amaçlanmıştır. Nitekim 3095 sayılı FK m.2/3 hükmü de paralel bir düzenleme içermektedir: “Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz”

  1. İhtimal: Taraflar sözleşmede (% 24+% 12= % 36) ile (% 24+%24 = % 48) arasında akdi anapara faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte akdi temerrüt faizi kararlaştırmamış iseler, akdi anapara faiz oranı (% 24+% 12= % 36) oranına çekilirken, belirlenen bu oran Türk Borçlar Kanunu’na tabi adi işler bakımından geçerli olan yasal temerrüt faizi olan (% 24) oranından daha fazla olduğu için temerrüt faizi oranı da belirlenen akdi anapara faiz oranıyla aynı olacaktır (% 24+% 12= % 36) . 
  2. İhtimal: Taraflar sözleşmede(% 24+%24 = % 48)’in yukarısında akdi anapara faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte akdi temerrüt faizi kararlaştırmamış iseler akdi anapara faiz oranı (% 24+% 12= % 36) oranına çekilirken, temerrüt faizi oranı da belirlenen akdi anapara faiz oranıyla aynı olacaktır (% 24+% 12= % 36). 
  3. İhtimal: Ancak taraflar sözleşmede yasal temerrüt faizi olan (% 24) oranından daha düşük oranda akdi anapara faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte akdi temerrüt faizi kararlaştırmamış iseler, yasal temerrüt faizi oranı temerrüt faizi oranı olarak kabul edilir (% 24).
4.2 Ticari İşlerde Faiz
4.2.1 Ticari İş Kavramı

Bir işin ticari iş olarak nitelendirilmesi o işe uygulanacak hükümler bakımından önem arz eder. Zira ticari işlere uygulanacak hükümler, ticari hayatın gerekleri göz önüne alınarak adi işlere uygulanacak hükümlerden farklı esaslara tabi kılınmıştır. Bir işin ticari iş olduğuna ilişkin kıstaslar Türk Ticaret Kanunu’nun 3’üncü ve 19’uncu maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler uyarınca, bir işin ticari sayılabilmesi için şu dört ölçütten en azından birisine uygunluk taşıması gerekir :

  1. Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş işler ticaridir. 
  2. Bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiiller ticaridir. 
  3. Tacirin borçları ticaridir. 
  4. Bir taraf için ticari sayılan sözleşmeler diğer taraf için de ticaridir. 

Ticarilik nitelendirmesinde, yukarıda anılan kriterlerin ilk üçü birbirinden bağımsız olup tek başlarına yeterlidir. Dördüncü kriter ise, ancak ilk üç kriterden hareketle belirlenebilecek bir kriter olup; diğer üç kriterden bağımsız değildir.

4.2.1.1  TTK’da Düzenlenen İşler 

TTK. 3 uyarınca, kanunda düzenlenen hususlar, tarafların tacir olup olmadığına veya işin ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticaridir. Buna örnek olarak haksız bir fiil olan haksız rekabet gösterilebilir. Haksız rekabet TTK.’da gösterildiği için bir ticari iştir ya da iki esnaf arasında çek düzenlenmesi, at arabası ile taşımacılık yapılması ve birkaç kişinin bir araya gelip ticaret şirketi kurması gibi, TTK.’da düzenlenen tüm hususlardan doğan işler ticaridir. Ancak taşıma sözleşmesi örneğinde olduğu gibi, işlemin bir tarafı tüketici ise ve ticari-mesleki olmayan amaçlarla hareket ediyorsa, öncelikle TTK. değil, TKHK.’nın ilgili düzenlemelerinin özel hüküm olarak uygulanması gerekir (TKHK. 3/l, 83/2)

4.2.1.2 Bir Ticari İşletmeyi İlgilendiren İşler

Kanunda düzenlenmiş olmayan, fakat bir ticari işletmeyi ilgilendiren işler de ticaridir (TTK. 3). Buradaki ilginin çok dar yorumlanmaması gerekir. Ticari işletmenin doğrudan doğruya konusuna girmemekle birlikte dolaylı olarak onunla ilgisi (uygun bir illiyet bağlantısı) bulunan bütün hususlardan doğan işler de ticaridir. Örneğin; bir işletmenin, atölyesinin inşası için bir mimar ile istisna sözleşmesi yapması, marka veya patent hakkına ilişkin lisans sözleşmesi akdetmesi, işçilerini taşıması için servis otobüsü sahibi ile anlaşma yapması, çalışanların kalması için lojman kiralaması, hammadde ve makineler satın alması, defterlerini tutması için bir mali müşavir ile anlaşması, işletme alacaklarını takip ve tahsil etmesi için bir avukata vekâletname vermesi, fabrika için arsa alınması, üretilen malların ihracı için satım sözleşmesi yapılması gibi durumlarda, işlerin doğrudan ya da dolaylı olarak işletmeyi ilgilendirdiği görülmektedir.

Haksız fiil bakımından ise haksız fiil, ticari işletmenin faaliyetinin icrası sırasında ika edilmişse, haksız fiil ticari işletmenin faaliyetinin icrası sırasında ika edildiği için ticari iş olarak kabul edilmektedir. Ancak tüm haksız fiiller ticari iş olarak kabul edilmez. Esas itibariyle TTK.’da düzenlenen haksız fiiller ile her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili haksız fiiller ticari iş sayılır. Haksız fiil, tacir tarafından, ticari işletmesiyle ilgili olarak meydana getirilmiş ise bu eylemden zarar gören, tacir olmasa bile, haksız fiil ika eden tacirin bu fiili ticari iş sayılmaktadır

Hukuk Genel Kurulu E. 2020/170 K. 2022/698 T. 18.05.2022

“Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, avans faizi istenebilmesi için borçlunun tacir olması ve borcun da ticari işletmesi ile ilgili bulunmasının yeterli olduğu, alacaklının da tacir olmasının gerekmediği, alacaklının haksız eylem dahil her türlü nedenden kaynaklanan alacakları için tacir olan borçludan avans faizi oranında temerrüt faizi isteme hakkının bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda gerçek veya tüzel kişi tacirler arasında, haksız eylem de dahil, her türlü nedenden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, açıkça talep edilmesi hâlinde Merkez Bankasının kısa vadeli avans kredileri için uyguladığı faiz oranında temerrüt faizine hükmedilmesi gerekmektedir. Eldeki davada kazaya karışan davalı araç ticari taksi olup ticari araçtır. Davacı vekili, asıl ve birleşen dava dilekçesi ile, kaza tarihinden itibaren ticari faiz talep ettiğinden, mahkemece Merkez Bankasının kısa vadeli avans kredileri için uyguladığı faiz oranında temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde yasal faize hükmedilmesi doğru değildir.”

Objektif bir görüşle, yani piyasada hâkim olan kanaate göre, işlem, fiil veya işin işletme ile irtibatı mevcut sayılıyorsa bunlar ticari vasıf alırlar. 

Yargıtay ticari sayılan işlemler hakkında aşağıda yazılan örnekleri vermektedir: 

  1. Eczane olarak kullanılmak amacıyla yer kiralanması, 
  2. Ticari işletmede çalışan işçilerle hizmet sözleşmesi yapılması, 
  3. Sinemanın badana ettirilmesi. 

Netice itibariyle subjektif sistemde, nasıl bir tacirin ticari faaliyetinde icra ettiği işler ticari olarak kabul ediliyorsa, burada da bir ticari işletme çevresi içindeki faaliyetler ticari iş sayılmıştır.

4.2.1.3 Ticari İş Karinesi (TTK m. 19/1)

TTK. md. 19’a göre iki karine kabul edilmiştir. Buna göre bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır (TTK. md. 19/1). Ancak gerçek kişi tacirin işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirmesi durumunda borç adi sayılır. Aynı zamanda gerçek kişi tacirin yaptığı işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde de borç yine adi sayılır. Örnek: Bir tacir karşı tarafa da açıkça bildirmek suretiyle, kızına doğum günü hediyesi olarak bir araba ya da kendi evinde kullanmak amacıyla bilgisayar satın alırsa, karşı taraf (satıcı) da tacir olmamak koşulu ile bu satım ticari değil, adi nitelik kazanır. Şayet tacir bu bildirim sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş ise, işin ticari olmasında çıkarı doğabilecek karşı tarafa bunu kanıtlama olanağı tanımak gerekir.

Tüzel kişi tacirlerde bu kuralın hiçbir istisnası yoktur; onların tüm işlemleri ticari sayılır. Nitekim Yargıtay, tüzel kişi tacirlerin tüm işlemlerinin ticari olmasından hareketle bir limited ortaklığın kendi işlerinde kullanmak üzere araç satın almasının tüketici sözleşmesi olarak nitelenemeyeceğine karar vermiştir (TTK. md. 19/1, c. 2).

Haksız fiil bakımından, her iki tarafın da tacir olduğu haksız fiillerden dolayı oluşabilecek tazminat taleplerine ilişkin ticari faiz oranları uygulanmalıdır. Yargıtay’ın da bu konuda yerleşmiş içtihatları vardır. Haksız fiil her iki tarafın da ticari işletmesinden doğmuşsa avans faizi uygulanır. Ancak Yargıtay’ın verdiği üç karar dikkat çekicidir. Yargıtay verdiği üç kararda da bir tarafın tacir olmasıyla yetinmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 03.04.2002 tarih ve 2002/4-174 esas, 2002/259 karar sayılı kararında haksız fiilin ticari işletme ile ilgili olarak meydana gelmesi durumunda, bundan doğan borcun ticari nitelikte olacağını belirtmiş ve haksız fiil tacir tarafından ticari işletmesiyle ilgili olarak meydana getirilmiş ise bu eylemden zarar gören tacir olmasa bile, Ticaret Kanunu madde 3 uyarınca tacirden reeskont/avans oranındatemerrüt faizinin istenebileceğini hükme bağlamıştır. Yargıtay bir kararında, ticari amaçla yolcu taşıyan bir tacire ait otobüsün kaza yapmasından dolayı zarara uğrayan yolcunun ticari işlerde uygulanan temerrüt faizini talep edebileceğine karar vermiştir. Yine Yüce Mahkeme, bir kararında yolcu taşıma sözleşmesinden kaynaklanan bir davada davalı İETT’yi tacir kabul etmiş ve davaya konu alacağı ticari alacak niteliğinde değerlendirmiştir. Sonuç olarak, davacı lehine avans faizine hükmedilmesine karar vermiştir. 

Doktrinde bu konu tartışmalı olmakla birlikte bir görüşe göre; bu gibi durumlarda borçlu tarafta tacir yer alıyorsa bu tacirden ticari temerrüt faizi istenebilir. Fakat borçlu tarafta tacir sıfatını haiz olmayan bir kişi varsa ticari temerrüt faizi değil, adi temerrüt faizi istenebilir. Başka bir görüşe göre ise taraflardan hangisinin borçlu hangisinin alacaklı olduğu önem arz etmeksizin taraflardan yalnızca biri için ticari iş niteliğinde olup diğer taraf için ticari iş niteliğinde olmayan haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmede ticari temerrüt faizi istenemez. Ticari temerrüt faizinin istenebilmesi için haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmenin her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olması gerekir

4.2.1.4 Taraflardan Birisi İçin Ticari Olan Sözleşmeler (TTK m. 19/2)

TTK. md. 19/f.2’ye göre, taraflardan sadece biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Türk Ticaret Kanunu’nda aksine hüküm bulunmadığı sürece, diğer taraf için de ticari iş sayılır. Taraflar arasındaki ilişki sözleşmeden kaynaklanmıyorsa aksine haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanıyorsa, TTK. md. 19/2 hükmü uygulanmaz. Yargıtay’ın da görüşü bu yöndedir. TTK. md. 19/f. 2’nin uygulanabilmesi için gereken ön şart, taraflar arasındaki borç ilişkisinin bir sözleşme kaynaklı olması gereğidir

Taraflar arasındaki ilişki bir haksız fiilden ya da sebepsiz zenginleşmeden doğuyorsa anılan hükmün uygulanması mümkün değildir. Bu hüküm bir “ticari iş yayma kriteri” getirmektedir. Taraflardan biri için söz konusu olan ticari iş niteliği diğer tarafa da yayılmaktadır. Yaymanın söz konusu olabilmesi için, taraflar arasında mutlaka bir sözleşmenin bulunması ve aksine de kanun hükmü bulunmaması ifade edilerek hükmün nispi karakteri ortaya konulmuştur. Bu sözleşmeden doğan davalar kanunda aksine hüküm bulunması nedeniyle ticari dava olarak değerlendirilemeyecektir (TTK. md. 4).

Örneğin bir esnaf, memur ya da öğrenci ile bir tacir arasındaki herhangi bir sözleşme, tacir olmayan taraf için de ticari niteliktedir. Fakat tacir olmayan taraf tüketici sıfatıyla hareket etmişse, bu sözleşme tüketici işlemi sayılacak ve TKHK.’daki özel hükümlere tabi olacaktır. Taraflar arasındaki ilişki bir sözleşmeye değil de örneğin haksız fiile dayanıyorsa işin her iki taraf için ticari sayılabilmesi için, tarafların tacir ve ayrıca, fiilin her iki tarafın işletmesi ile ilgili olması gerekir. Nakliyat şirketine ait arabanın kaza yaparak bir fabrikanın duvarında hasara neden olması gibi

4.2.2 Ticari İşlerde Uygulanan Faize İlişkin Özel Hükümler

Ticari işlerde uygulanan faiz, adi işlerde uygulanan faizden farklı özellikler ihtiva etmektedir. 

  • Kararlaştırılmamış Olsa Dahi Faizin Talep Edilebilmesi: Türk Borçlar Kanununun 387’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ticari olmayan ödünç sözleşmesinde taraflarca kararlaştırılmamış ise anapara faizi istenemez. Buna karşın anılan hükmün ikinci fıkrasında ticari nitelikteki ödünç sözleşmesinde taraflarca kararlaştırılmamış olsa dahi faiz istenebileceği hükme bağlanmıştır.
  •  Faiz Oranlarının Serbestçe Kararlaştırılabilmesi: Adi ve ticari işlerde, temerrüt faizi ile ilgili düzenleme farklılıkları 3095 sayılı Kanunla önemli ölçüde giderilmiş ister adi ister ticari iş olsun temerrüt faizi oranı %24 olarak tespit edilmiştir. Kanunun bu düzenlemesi yanında taraflar da 3095 sayılı Kanunla tespit edilen bu oranın altında veya üstünde bir temerrüt faizi oranını sözleşme ile serbestçe kararlaştırabilirler(TTK m. 8/1).
  • Bazı Durumlarda Faize Faiz Yürütülebilmesi( Mürekkep Faiz): Mürekkep faiz, faizin belirli devreler sonunda anaparaya eklenmesi ve bundan sonra anapara ve faizlerden oluşan yeni tutara tekrar faiz yürütülmesidir. Örneğin; asıl borç 1500 TL, işlemiş faiz 200 TL ise bu iki miktarın toplamı yani 1700 TL üzerinden tekrar faiz yürütülmesi halinde bileşik faizden söz edilir. Adi işlerde bileşik faiz uygulanması yani faize faiz yürütülmesi Türk Borçlar Kanunu ile açıkça yasaklanmıştır (TBK m. 388/3). 3095 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinde de Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklı tutulmak suretiyle bileşik faiz uygulaması yasaklanmıştır. Türk Ticaret Kanununda sadece üç istisnai halde bileşik faizin uygulana bileceği kabul edilmiştir. Söz konusu istisnai haller şunlardır;
  1. Üç aydan aşağı olmamak üzere cari hesaplarda, taraflar tacir ise faize faiz yürütülmesi mümkündür (TTK m. 8/2).
  2. Üç aydan aşağı olmamak üzere her iki taraf bakımından ticari iş niteliğini haiz olan ödünç sözleşmelerinde taraflar tacir ise faize faiz yürütülebilir (TTK m. 8/2),
  3. Kambiyo senetlerinde müracaat hakkının kullanılması sebebiyle ödeme yapan müracaat borçlusu, kendinden önce gelen kişilere rücu ederken ödediği faizlere tekrar faiz isteyebilir (TTK m. 726, 778/1-d, 818/1-l).
4.2.3 TİCARİ FAİZ ORANLARI

3095 Sayılı Kanun’da sözleşme ile oran ve miktarı tespit edilmemiş faiz ödemeleri düzenlenmiş; buna karşılık gerek anapara faizi gerek temerrüt faizi açısından taraflar arasında sözleşme serbestisi ilkesi korunmuştur. Diğer bir ifadeyle taraflar, faiz hadlerinde kanundan doğan herhangi bir sınırlama bulunmadığı sürece hem anapara faiz oranlarını hem de temerrüt faizi oraiı larını kural olarak aralarında serbestçe belirleyebilirler.

4.2.3.1 Ticari İşlerde Anapara Faizi 
4.2.3.1.1 Sözleşme (Akdi)  ile Kararlaştırılan Anapara Faiz Oranı 

Türk Ticaret Kanununun 8’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca taraflar anapara faiz oranını serbestçe kararlaştırabileceklerdir. Bu kapsamda ticari işlerde taraflar emredici hükümlere aykırı olmadıkça ve özellikle Medeni Kanunun 2’nci maddesi çerçevesinde faiz oranını diledikleri gibi kararlaştırabilirler. 

4.2.3.1.1 Kanunda (Yasal)  Öngörülen Anapara Faiz Oranı 

Ticari işlerde anapara faiz oranı hususunda taraflar arasında bir anlaşma yoksa kanuni faiz oranı uygulanır. 3095 sayılı Kanunun 1’inci maddesi uyarınca kanuni faiz oranı yıllık % 24’tür. 

4.2.3.2 Ticari İşlerde  Temerrüt (Gecikme) Faizi
4.2.3.2.1 Sözleşme ile Kararlaştırılan Temerrüt Faiz Oranı 

Türk Ticaret Kanununun 8’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca taraflar, temerrüt faiz oranını serbestçe kararlaştırabileceklerdir. Taraflar anapara faiz oranını belirlemiş ancak temerrüt faiz oranını belirlememişler ise sözleşmede belirlenen anapara faiz oranı, 3095 sayılı Kanunun 1’inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen orandan (%24) daha fazla ise temerrüt faiz oranı, anapara faiz oranından daha az olamaz (3095 s. Kanun m. 2/3).

4.2.3.2.2 Kanun ile Kararlaştırılan Temerrüt Faiz Oranı

Kural Taraflar aralarında temerrüt faiz oranını kararlaştırmamış iseler yıllık % 24 oranında temerrüt faizi istenebilir (3095 s. Kanun m. 2/1).  Ancak ticari işlerde ticari temerrüt faizinin, 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 2/2 hükmü gereğince belirlenecek daha yüksek olan ticari avans faiz oranı (%39,75) üzerinden ödenmesi de talep edilebilecektir.

4.2.3.3 Ticari İşlerde Avans Faizi

Ticari işlerde, 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 2/2. maddesi uyarınca, bir önceki yılın 31 Aralık günü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kısa vadeli avans işlemlerinde uyguladığı faiz oranı esas alınarak temerrüt faizi istenebilir.

Buna göre, 31 Aralık 2025 tarihinde TCMB tarafından kısa vadeli avans işlemlerine uygulanan faiz oranı yıllık %39,75 olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla, 2026 yılı içinde açılan ticari nitelikli davalarda veya başlatılan icra takiplerinde, sözleşmede faiz oranı kararlaştırılmamışsa, borçludan bu oranda avans faizi (ticari temerrüt faizi) talep edilebilir.

Ayrıca aynı maddeye göre, eğer talep yılın ikinci yarısında (1 Temmuz’dan sonra) ileri sürülürse ve 30 Haziran günü geçerli olan kısa vadeli avans faizi oranı, bir önceki yılın 31 Aralık günü geçerli orandan %5 veya daha fazla artmış ya da azalmış ise, bu durumda 30 Haziran’daki yeni oran uygulanacaktır. Böylece yıl içinde faiz oranlarında ciddi dalgalanma olursa, borçlu lehine veya aleyhine haksız sonuçlar doğmaması sağlanmaktadır.

 4.2.3.4 Ticari İşletmeler Arasında Yapılan Mal ve Hizmet Tedariki Sözleşmelerinde Temerrüt Faizi Oranı (TTK m. 1530)

Türk Ticaret Kanunun 1530’uncu maddesinin 2 vd. fıkraları, mal ve hizmet tedarikini içeren sözleşmelerde ödeme borçlusunun temerrüdünün şartları ve temerrüdün sonucu olan temerrüt faizi bakımından borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümlerden farklı esaslar içermektedir

Mal ve hizmet tedarikini içeren sözleşmelerde geç ödemenin sonuçlarını düzenleyen TTK m.1530/2-8 hükümleri, yalnızca ödeme borçlusunun temerrüdü hakkında uygulanır. Ödeme borçlusu, mal ve hizmet tedarikini içeren sözleşmede, malı teslim veya hizmeti ifa etmekle yükümlü olanın karşısında yer alan ve bedel ödemekle yükümlü olan taraftır. Bu sebeple malı teslim ve hizmeti ifa ile yükümlü olan tarafın temerrüdü ve bunun sonuçları hakkında TTK m. 1530 değil; genel hükümler (TBK m.117 vd.) uygulanacaktır

(Faiz Oranlarının Belirlenmesine İlişkin Tablo.)

4.2.3.4.1 Türk Ticaret Kanununun 1530’uncu Maddesinde Yer Alan Borçlunun Temerrüdüne İlişkin Şartlar

Maddenin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  1. Mal veya hizmet tedarikini içeren bir sözleşmenin varlığı,
  2. Sözleşmenin ticari işletmeler arasında akdedilmiş olması,
  3. Alacaklı tarafın, kanun veya sözleşme uyarınca kendi edimini (mal teslimi veya hizmet ifası) yerine getirmiş olması,
  4. Borçlu tarafın, sözleşmede veya TTK m.1530’da öngörülen süreler içinde ödeme yapmamış olması,
  5. Borçlunun temerrütten sorumlu tutulamayacağı bir hâlin mevcut olmaması (borçlu temerrüde düşmede kusuru olmadığını ispatladığı takdirde bu madde hükmünün uygulanmasını engelleyebilir).

Bu şartlar mevcutsa borçlu ticari temerrüde düşer ve TTK m.1530/7 uyarınca temerrüt faizinden sorumlu olur.

Taraflar ödeme gününü veya süresini serbestçe kararlaştırabilirler. Ödeme günü veya süresi kararlaştırılmış ise borçlu alacaklının ihtar çekmesine veya fatura düzenlemesine gerek kalmaksızın temerrüde düşer ve alacaklı sözleşmede öngörülen tarihte veya ödeme süresini takip eden günden itibaren şart edilmemiş olsa dahi faize hak kazanır (TTK m. 1530/3).

Taraflar ödeme süresini kararlaştırmamış ise borçlu aşağıda değişik ihtimaller nazara alınarak belirtilen sürelerin sonunda ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer. Türk Ticaret Kanununun 1530’uncu maddenin 4’üncü fıkrası uyarınca; 

  1. a) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda.
  2. b) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda.
  3. c) Borçlu faturayı veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden önce almışsa, mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden otuz günlük sürenin sonunda.
  4. d) Kanunda veya sözleşmede, mal veya hizmetin kabul veya gözden geçirme usulünün öngörüldüğü hâllerde, borçlu, faturayı veya eş değer ödeme talebini, kabul veya gözden geçirmenin gerçekleştiği tarihte veya bu tarihten daha önce almışsa, bu tarihten sonraki otuz günlük sürenin sonunda; şu kadar ki, kabul veya gözden geçirme için sözleşmede öngörülen süre, mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz günü aşıyor ve bu durum alacaklının aleyhine ağır bir haksızlık oluşturuyorsa, kabul veya gözden geçirme süresi mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz gün olarak kabul edilir.
4.2.3.4.2 Türk Ticaret Kanununun 1530’uncu Maddesinde Yer Alan Borçlunun Temerrüdünün Sonuçları

Türk Ticaret Kanunu’nun 1530’uncu maddesinin yedinci fıkrasına göre, ticari işletmeler arası mal ve hizmet tedarikini konu alan sözleşmelerde bedel ödeme borçlusunun temerrüde düşmesi halinde; borçlunun ödemek zorunda olduğu temerrüt faizi oranı, taraflarca serbestçe kararlaştırılabilir. Ancak taraflar arasında yapılan ve bedel ödeme borçlusunun temerrüt faizi ödemeyeceğini veya ağır derecede haksız sayılabilecek kadar az faiz ödeyeceğini, alacaklının geç ödeme dolayısıyla uğrayacağı zarardan borçlunun sorumlu olmayacağını veya sınırlı bir şekilde sorumlu tutulabileceğini öngören sözleşme hükümleri geçersiz olarak kabul edilecek ve böyle bir durumda ödenecek bedele ilişkin temerrüt faizi oram olarak yedinci fıkrada belirtilen oran dikkate alınacaktır (TTK m. 530/6). 

TTK m. 1530/7: “Bu madde hükümleri uyarınca alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hâllerde uygulanacak faiz oranını ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim tutarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası her yıl ocak ayında ilan eder. Faiz oranı, 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda öngörülen ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olmalıdır.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 2 Ocak 2026  tarihinde Türk Ticaret Kanununun 1530’uncu maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hâllerde uygulanacak faiz oranını “yüzde 43”; alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim tutarını 2.020,00  TL olarak belirlemiştir[26]. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası faiz oranını, 3095 sayılı Kanunda, ticari işlerde temerrüt faizi için öngörülen avans faiz oranı olan % 39.75’in asgari %8’inden fazla olacak şekilde %43 olarak belirlemiştir.Layout 1 Dolayısıyla bu belirlenen oran Türk Ticaret Kanununun 1530’uncu maddenin yedinci fıkrasının lafzi yorumuna uygun olarak “yüzde sekiz” esas alınarak tespit edilmiştir.

4.2.3.4 Reeskont Faizi

Günümüzde icra takiplerinde alacaklıların, alacaklarına uygulanacak faiz türü olarak “reeskont faizi”ni sıklıkla tercih ettikleri görülmektedir. Bu tercihin temelinde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenen reeskont faiz oranının dönemsel olarak diğer faiz türlerine kıyasla daha yüksek olması yatmaktadır. Ancak, reeskont faizi esasen icra hukukuna değil, muhasebe ve vergi hukukuna özgü bir kavramdır. Vergi Usul Kanunu’nun 281 ve 285. maddeleri uyarınca reeskont faizi; işletmelerin vadesi gelmemiş senetli alacak ve borçlarını dönem sonu itibariyle bugünkü değere indirgemesi amacıyla kullanılan bir değerleme aracıdır. Dolayısıyla, reeskont faizi borçluya uygulanacak bir temerrüt veya gecikme faizi değil, muhasebe biliminin “dönemsellik” ve “gerçeğe uygun değerleme” ilkelerine dayanan bir hesaplama yöntemidir. Hesaplama şu şekilde yapılır:

Örneğin; Bir işletmenin elinde 100.000 TL nominal (yazılı) değerde senet var. Ödeme günü ise 90 gün sonra olarak belirlenmiş. 90 gün sonra 100.000 TL değerinde olacak işbu senedin bugünkü (12.02.2026) değerini bulmak için şu formül kullanılmaktadır:

(İşlem kolaylığı olması açısından reeskont faiz oranı %40 olarak hesaplanmıştır.)

Senedin Tasarruf Değeri = Nominal Değer*360

      360+(Vade*Reeskont Faiz Oranı)

Olaya uyguladığımızda ise; 100.000*360  =  90.909 TL    

         360+(90*0,40)

Bu sonuca göre senedin bugünkü değeri 90.909 TL. Ancak senedin nominal değeri 100.000 TL değerinde olup nominal değer ile bugünkü değerin farkı reeskont faizi verir. Buna göre örnekteki reeskont faiz 9.091 TL’dir (100.000 TL-90.909 TL= 9.091 TL).

Ne var ki, uygulamada reeskont faizi oranının yüksekliği nedeniyle bazı takip taleplerinde bu faizin “temerrüt faizi” gibi yanlış biçimde alacağa işletildiği görülmektedir. Oysa Türk Ticaret Kanunu’nun 1530. maddesi ticari nitelikteki para borçlarında temerrüt faizinin T.C. Merkez Bankası’nın kısa vadeli avans işlemlerine uyguladığı faiz oranından az olamayacağını hükme bağlamış; reeskont oranına ise yalnızca bazı özel sözleşmeler veya kambiyo senetlerinde açıkça atıf yapılmış olması hâlinde geçerlilik tanımıştır. Bu çerçevede, icra takiplerinde reeskont faizinin uygulanması istisnai bir durum olup, ancak taraflar arasında açık bir sözleşme hükmü ya da senet metninde açık bir düzenleme bulunması hâlinde mümkün olabilir. Güncel uygulamada, sırf faiz oranı yüksek diye reeskont faizinin seçilmesi, hem hukuken dayanaksız hem de icra hukukunun amacıyla bağdaşmayan bir uygulamadır.

Bir alacak veya borç senedi için reeskont faizi hesaplanabilmesi için:

  1. Senet bir alacak veya borçtan doğmuş olmalı: Yani ticari işlemle ilişkilendirilmeli,  avans veya teminat senetleri olmaz.
  2. Senede bağlı olmalı: Yazılı senet şart. Sözlü veya kayıt dışı borçlar için uygulanmaz.
  3. Senet vade içermeli: Senedin kesin bir ödeme tarihi olmalı. Yani geleceğe dönük bir tahsil/ödeme tarihi.
  4. Senedin vadesi değerleme tarihinde henüz gelmemiş olmalı: Dönem sonu itibâriyle vade geçmişse reeskont yapılmaz.
  5. Senet değerleme (bilânço) günü itibarıyla işletme envanterinde yer almalı: Devredilmiş teminat senetlerinde bile reeskont yapılabilir.

Bu şartlar sayesinde sadece geleceğe yönelik muhasebe etkisi olan senetler dikkate alınır.

Reeskont Faizi Oranı

20 Aralık 2025 tarihli ve 33113 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Reeskont ve Avans İşlemlerinde Uygulanacak Faiz Oranlarının Tespiti” başlıklı Tebliği ile vadesine en çok 3 ay kalan senetler karşılığında yapılacak reeskont işlemlerinde uygulanacak iskonto faiz oranı yıllık yüzde 38,75’e; avans işlemlerinde uygulanacak faiz oranı ise yıllık yüzde 39,75’e düşürülmüştür.

4.3 Tüketici İşlemleri

Tüketici işlemi, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemdir (TKHK. 3/1-l). Bu tanımdan, aşağıdaki unsurlara ulaşılabilir :   

  • Karşılığı Mal veya Hizmet Edinme, Kullanma veya Yararlanma Olan Bir Sözleşme:Sözleşmenin taraflarından biri tüketici olup, ona, belirli bir bedel (ivaz)5 karşılığında, mal veya hizmet sunulmaktadır. Bu itibarla, tüketici sözleşmeleri tam (karşılıklı) iki tarafa borç yükleyen işlemlerdendir
  • Sözleşmenin Taraflarından Birinin Tüketici Olması Gerekir:  Tüketici, bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişidir (TKHK 3/1-k). Tanım gereği, bu sıfatın kazanılabilmesi, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket edilmesine bağlıdır. Böylece, tüketicinin yapmış olduğu her türlü sözleşme, tipik veya atipik olduğuna ve hangi kanunda düzenlendiğine bakılmaksızın tüketici işlemi sayılmıştır. Tüketicinin yapmış olduğu sözleşmenin diğer tarafında, ticari ve mesleki amaçla hareket eden bir gerçek veya tüzel kişinin bulunması gerekir (TKHK 3/1-l); aksi takdirde yapılan işlem tüketici işlemi sayılamaz

TKHK.’nın asıl korumak istediği, gerçek kişilerdir. Tüketici özel amaçlarla malı satın alan kimse olup, işlemi yaparken hangi amaçla hareket etmiş olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Burada tüketici sıfatını belirleyen onun özel amaçlarla bir malı satın almasına yönelik hareket tarzıdır. Eğer kişi ticari veya mesleki amaçlarla hareket ediyorsa tüketici sıfatını kazanamayacak ve TKHK.’nın öngördüğü koruma dan yararlanamayacaktır.

Yargıtay uygulamasında, ticari işletmesiyle bağlantılı bir amaçla yapılan işlemler tüketici işlemi sayılmaz. Örneğin, bir şirketin ticari faaliyeti için araç alımı tüketici işlemi değildir. Bu yaklaşım TTK m.19’daki ticaret karinesiyle de uyumludur. Ancak uygulamada, bazı Tüketici Mahkemeleri ve Yargıtay daireleri, gerçek kişi tacirlerin yaptıkları işlemleri TKHK kapsamında değerlendirerek bu karineyi göz ardı etmektedir. Bu durum, doktrinde eleştirilmektedir, çünkü gerçek kişi tacirlerin her işleminin kural olarak ticari sayılması gerektiği görüşü baskındır.

Tüzel kişiler bakımından ise tartışma daha derindir. Bir görüşe göre, tüzel kişi tacirlerin tüm işlemleri ticari nitelikte olduğundan TKHK korumasından yararlanamazlar. Buna karşı görüş, dernek ve vakıf gibi ticari amaç gütmeyen tüzel kişilerin, faaliyetlerini ideal (manevi) amaçlarla yürüttükleri ölçüde tüketici sayılabileceğini savunur. Avrupa Birliği hukukunda yalnızca gerçek kişilerin tüketici kabul edilmesi, Türk hukukundaki geniş tanımı tartışmalı hâle getirmiştir. Bununla birlikte, öğretide bazı yazarlar, dernek, vakıf ve hatta bazı kamu kurumlarının, özel hukuk ilişkilerinde mağdur konuma düşebilmeleri nedeniyle tüketici korumasından yararlanabilmelerinin hakkaniyete uygun olacağını ileri sürmektedir.

Sonuç olarak, TKHK’da tüketici sıfatı belirlenirken kişinin ekonomik gücüne, bilgisizliğine ya da deneyimsizliğine değil; işlemi yaparkenki amacına bakılmaktadır. Ancak bu yaklaşım, her zaman zayıf tarafın korunmasını sağlamamakta; kimi zaman ticari faaliyet yürüten zayıf kişilerin sistem dışında kalmasına, buna karşılık ekonomik olarak güçlü kişilerin “tüketici” sayılmasına yol açmaktadır. Bu nedenle öğretide, TKHK’nın “kimin gerçekten korunmaya muhtaç olduğu” sorusuna verdiği yanıtın hakkaniyet bakımından tartışmalı olduğu belirtilmektedir.

  • Tüketicinin Ticari ve Mesleki Olmayan Amaçlarla Hareket Etmesi: Öğretide, bir faaliyetin mesleki olarak kabul edilebilmesi için öncelikle sürekli (devamlı), bağımsız ve ivazlı olması gerektiği belirtilmektedir. Burada, satın aldığı otomobili üniversiteye giderken kullanacak olan öğretim üyesi veya almış olduğu cep telefonunu özel hayatında ve işlerinde kullanan bir iş adamı tüketici olarak kabul edilebilecek midir? Bu kişilerin mesleki faaliyetlerini bağımlı olarak yürüttükleri, bağımsız davranmadıkları için tüketici sayılmaları gerekir
4.3.1 Tüketici İşlemlerinde Faiz 

TKHK, faize ilişkin düzenlemelerin yer aldığı, TBK, TTK ve 3095 sayılı Faiz Kanunu’na göre özel bir kanundur. Bu durumda, TKHK.’nın kapsamına giren bir uyuşmazlık söz konusu ise öncelikle bu kanuna bakılması; ancak uyuşmazlığa uygulanacak özel bir hüküm yok ise bu durumda genel hükümlere gidilmesi gerekmektedir (TKHK 83/1). Başka bir deyişle, TKHK, kapsamına aldığı konuları ve sözleşmeleri tamamen düzenlememekte, sadece tüketicinin korunması bakımından gerekli olduğu kadarıyla düzenlemekte/kapsamına almaktadır.

Tüketici sözleşmelerinde anapara faizi ve tüketicinin temerrüdü halinde uygulanacak temerrüt faizi oranlarını tarafların serbestçe kararlaştırıp kararlaştıramayacaklarına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Adi işlere uygulanacak anapara ve temerrüt faizi oranı, TBK madde 88 ve 120. madde hükümleri ile sınırlandırılmıştır. Tüketici sözleşmelerinde de TBK madde 88 ve 120’deki sınırın uygulanması gerektiği kabul edilmelidir

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı – Ankara BAM, 23. HD., E. 2017/1761 K. 2019/364 T. 14.3.2019

5464 sayılı Kanun’un 26/3. maddesi, akdi ve gecikme faiz oranlarını belirleme yetkisini Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına vermiş ise de, 5464 sayılı Kanun’dan sonra yürürlüğe giren emredici nitelikteki TBK’nın 88 ve 120. maddelerinin, taraflarından birini tüketicinin oluşturduğu somut uyuşmazlıkta uygulanması, Merkez Bankasının akdi ve temerrüt faiz oranlarını belirlerken anılan hükümlerdeki sınırlamaları dikkate alması gerektiğinin kabulü gerekir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 16.04.2014 tarih ve 2013/30975 E., 2014/11935 K., 09.12.2013 tarih ve 18014 E., 30720 K., 10.10.2013 tarih 14723 E.,25045 K. sayılı ilamları da bu yöndedir.

4.3.1.1 Tüketici İşlemlerinde Faiz Türü Belirlenmesine Yönelik Yargıtay İçtihatları

Tüketici işlemlerinde doğrudan sadece adi faiz ya da ticari faiz uygulanır demek mümkün değildir. Ölçüt, uyuşmazlığın hangi faiz türüne ilişkin olduğu ve özellikle borcun karşı taraf bakımından ticari iş niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Yargıtay’ın yerleşen yaklaşımına göre, tüketici işleminden doğan para borcu karşı taraf yönünden ticari iş ise, tüketici de bazı hâllerde temerrüt halinde ticari avans faizi isteyebilir; buna karşılık sözleşmesel faiz oranı, gecikme faizi tavanı ve tüketiciye özgü koruyucu sınırlamalar bakımından tüketici mevzuatındaki özel kurallar öncelikle dikkate alınır.

Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/620, K. 2019/914, T. 19/09/2019

“Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık tüketici tarafından ayıp nedeniyle uğranılan zararın avans faizi ile tazmini istemiyle açılan davada hükmolunacak faizin yasal faiz mi avans faizi mi olması gerektiği noktasında toplanmaktadır.”

“Eldeki uyuşmazlıkta davalılar tacir olup yanlar arasındaki araç satış sözleşmesi … davalılar için ticari iş niteliğindedir ve davacı tüketici … temerrüt hâlinde avans faizi isteminde bulunabilir.”

“… avans faizine hükmedilemeyeceği yönünde verilen direnme kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bu yönden bozulması gerekir.”

Yargıtay içtihatlarında tüketiciyi korumak amacıyla karşı tarafın tacir olduğu ve karşı tarafça ticari iş olarak kabul edilen durumlarda tüketicinin de temerrüt faizi bakımından ticari temerrüt faizi talep edebileceğine kapı aralamaktadır. Yine bu konuya ilişkin olarak Yargıtay’ın şöyle bir kararı vardır:

Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/170, K. 2022/698, T. 18/05/2022

“…avans faizi istenebilmesi için borçlunun tacir olması ve borcun ticari işletmesiyle ilgili bulunmasının yeterli olduğu, alacaklının tacir olmasının gerekmediği …”

Uygulamada sıkça rastlanılan bir diğer husus ise taraflardan biri için ticari iş niteliğinde iken diğer taraf için ticari iş niteliğinde olmayan durumlarda, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme hususunda adi temerrüt faizi mi yoksa ticari temerrüt faizi mi uygulanacağıdır. Öğretide bu durum tartışma konusudur. Bir görüşe göre bu gibi durumlarda borçlu tarafta tacir yer alıyorsa bu tacirden ticari temerrüt faizi istenebilir. Fakat borçlu tarafta tacir sıfatını haiz olmayan bir kişi varsa ticari temerrüt faizi değil, adi temerrüt faizi istenebilir. Başka bir görüşe göre ise taraflardan hangisinin borçlu hangisinin alacaklı olduğu önem arz etmeksizin taraflardan yalnızca biri için ticari iş niteliğinde olup diğer taraf için ticari iş niteliğinde olmayan haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmede ticari temerrüt faizi istenemez. Ticari temerrüt faizinin istenebilmesi için haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmenin her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olması gerekir.

Hukuk Genel Kurulu E. 2020/170 K. 2022/698 T. 18.05.2022

“…Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, avans faizi istenebilmesi için borçlunun tacir olması ve borcun da ticari işletmesi ile ilgili bulunmasının yeterli olduğu, alacaklının da tacir olmasının gerekmediği, alacaklının haksız eylem dahil her türlü nedenden kaynaklanan alacakları için tacir olan borçludan avans faizi oranında temerrüt faizi isteme hakkının bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda gerçek veya tüzel kişi tacirler arasında, haksız eylem de dahil, her türlü nedenden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, açıkça talep edilmesi hâlinde Merkez Bankasının kısa vadeli avans kredileri için uyguladığı faiz oranında temerrüt faizine hükmedilmesi gerekmektedir. Eldeki davada kazaya karışan davalı araç ticari taksi olup ticari araçtır. Davacı vekili, asıl ve birleşen dava dilekçesi ile, kaza tarihinden itibaren ticari faiz talep ettiğinden, mahkemece Merkez Bankasının kısa vadeli avans kredileri için uyguladığı faiz oranında temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde yasal faize hükmedilmesi doğru değildir.”

Yargıtay, atıfta bulunulan haksız fiil talepli tazminat davasına ilişkin bu kararda açıkça haksız fiil durumunda adi temerrüt faizi- ticari temerrüt faizi tartışması yapmıştır. Bu tartışmanın neticesinde ise borçlunun tacir ve borcun ticari işletmesi ile ilgisinin bulunmasını yeterli görmüş olup ayrıca alacaklının da tacir olması şartını aramaksızın ticari temerrüt faizi uygulanmasına karar vermiştir.

Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/222, K. 2024/153, T. 05/03/2024

“…işverenin … kanuna ve sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”

“… maddi ve … manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte…”

Yargıtay iş kazası neticesinde maddi- manevi tazminat talepli işbu davada ise yasal faize hükmetmiştir. Nitekim Yargıtay bu gibi durumlarda ticari temerrüt faizi tartışması yapmadan doğrudan yasal faizi uygulamaktadır. Zira bu duruma ilişkin birçok Yargıtay kararı mevcuttur.

4.4 Yabancı Para Borçlarında Faiz

Yabancı para borçlarında faiz rejiminin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için öncelikle borcun ifa şeklinin belirlenmesi gerekir. Türk Borçlar Kanunu’nun 99. maddesinde bu husus açıkça düzenlenmiştir.

TBK m. 99/2: “Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parasıyla da ödenebilir.”

TBK m. 99/3:  “Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.”

Anılan düzenlemeler uyarınca, taraflar sözleşme ile borcun aynen yabancı para ile ifa edileceğini kararlaştırabilirler. Sözleşmede “aynen ödeme”, “efektif ödeme” gibi ifadelerin yer alması hâlinde borcun yalnızca yabancı para ile ifası mümkündür. Buna karşılık sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunmaması durumunda borçlu, ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirası ile ödeme yapma imkânına sahiptir. Ancak borcun vadesinde ifa edilmemesi hâlinde bu seçimlik hak alacaklıya geçmekte; alacaklı borcun aynen yabancı para ile veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Türk Lirası ile ödenmesini talep edebilmektedir. Bununla birlikte, borcun Türk Lirası karşılığı üzerinden talep edilmesi alacağın niteliğini değiştirmemekte; alacak yabancı para borcu olma vasfını korumaktadır.

4.4.1 Yabancı Para Borçlarında Faiz Oranının Belirlenmesi 

Yabancı para borçlarında faiz oranının belirlenmesine ilişkin temel düzenleme 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesinde yer almaktadır.

3095 sayılı Kanun m. 4/a: “Sözleşmede daha yüksek akdi veya temerrüt faizi kararlaştırılmadığı hâllerde, yabancı para borcuna, devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.”

Bu hüküm uyarınca yabancı para borçlarında, Türk Lirası borçlarından farklı olarak sabit bir kanuni faiz oranı öngörülmemiştir. Bunun yerine, ilgili yabancı para birimi bakımından devlet bankalarının uyguladığı en yüksek mevduat faiz oranı esas alınmaktadır. Hükümde bahsi geçen devlet bankaları ise TC Ziraat Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş., Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O’dur. TCMB internet sitesinden bu oranları ilan etmektedir. Söz konusu oran hem anapara (sermaye) faizi hem de temerrüt faizi bakımından uygulanmakta olup, yabancı para borçlarına özgü dinamik bir faiz belirleme sistemi kabul edilmiştir.

4.4.1.1 Yabancı Para Borçlarında Akdi Faiz ve Sınırları (TBK m. 88 ve m. 120)

Tarafların yabancı para borçlarında faiz oranını sözleşme serbestisi ilkesi gereği serbestçe belirleyebilecekleri kuşkusuzdur. Bununla birlikte bu serbesti, Türk Borçlar Kanunu’nun 88 ve 120. maddelerinde öngörülen sınırlamalara tabidir.

TBK m. 88/2: “Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, kanuni faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz.”

Bu hüküm uyarınca, yabancı para borçlarında akdi anapara faizi belirlenirken, “kanuni faiz oranı” olarak 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesinde öngörülen oran esas alınacak ve bu oranın yüzde elli fazlasını aşan bir belirleme yapılamayacaktır.

TBK m. 120/2: “Sözleşme ile kararlaştırılacak temerrüt faizi oranı, kanuni faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.”

Bu düzenlemeye göre ise akdi temerrüt faizi bakımından üst sınır, yine 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesine göre belirlenen oranın yüzde yüz fazlasıdır. Söz konusu sınırlamalar emredici nitelikte olup taraflarca aksi kararlaştırılamaz.

TBK m. 120/3: “Sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve akdi faiz oranı kanuni faiz oranından yüksekse, temerrüt faizi bu oran üzerinden hesaplanır.”

Bu hüküm gereğince, sözleşmede yalnızca anapara faizi kararlaştırılmış ve bu oran kanuni faiz oranından yüksek belirlenmişse ayrıca temerrüt faizi kararlaştırılmamış olsa dahi, temerrüt faizi bu oran üzerinden hesaplanacaktır.

4.4.1.2 Yabancı Para Borçlarında Kanuni Faiz

Taraflarca faiz oranına ilişkin bir düzenleme yapılmamış olması hâlinde, gerek anapara faizi gerekse temerrüt faizi bakımından doğrudan 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi uygulanacaktır. Bu durumda da ilgili yabancı para birimi bakımından devlet bankalarının o para cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesaplarına uyguladığı en yüksek faiz oranı esas alınacaktır. Bu yönüyle yabancı para borçlarında faiz, sabit bir oran üzerinden değil, piyasa koşullarına bağlı olarak değişkenlik gösteren bir oran üzerinden işlemektedir.

4.4.2 Yabancı Para Alacaklarında İcra Takibi

İcra takibinde alacağın doğrudan yabancı para cinsinden gösterilmesi kural olarak mümkün değildir. Bu nedenle alacaklının takip talebini yabancı para üzerinden düzenlemesi hâlinde, icra müdürü tarafından talebin iade edilerek alacağın Türk Lirasına çevrilmesinin istenmesi gerekir. Buna rağmen yabancı para üzerinden ödeme emri gönderilmesi hâlinde ise bu durum hukuka aykırılık teşkil edecek ve süresiz şikâyet yoluna konu olabilecektir. Ayrıca icra mahkemesi de bu aykırılığı re’sen dikkate alabilecektir.Yabancı para alacaklısı, Türk Borçlar Kanunu’nun 99. maddesine göre, sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade bulunmadığı sürece, yabancı para alacağını dilerse vade tarihindeki kur üzerinden, dilerse fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk lirası olarak talep edebilir. 4949 sayılı Kanunla da 58. maddede yapılan değişiklik ile üçüncü bende, yabancı para alacağının hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin takip talebinde gösterilmesi gerektiğine ilişkin hüküm eklenmiştir. Yapılan bu düzenleme ile alacaklının yabancı para alacağının karşılığını Türk parası olarak göstermesi yanında, bu alacağın hangi tarihteki kur üzerinden ödenmesini istiyorsa, bunu açıkça göstermesi ve yine yabancı para ile ilgili faiz alacağına ilişkin talebini belirtmesi istenmiştir. Alacaklı takip talebinde yabancı para alacağını vade tarihindeki kur üzerinden veya fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk lirası olarak talep edebilecektir. Alacaklının takibin sonunda bu çeviriden hangisi yüksekse o kur üzerinden talepte bulunuyorum demek hakkı yoktur. Seçimini takip talebinde yapmak zorundadır. Çeviride Merkez Bankası’nm efektif satış kurunun kııllanılması gerekir.

5. SONUÇ

Çalışmamızda işlemleri 3 ana başlık üzerinden ele almaktaki maksadımız; icra takibi başlatılması durumunda, öncelikle taraflar arasındaki borca konu olan ilişkinin niteliğini doğru bir şekilde belirlenmesidir. Zira icra takibinde uygulanacak faiz türünün belirlenmesi, yalnızca teknik bir oran meselesi değil; borç ilişkisinin hukuki mahiyetine uygun düşen adil ve doğru bir faiz işletilmesi bakımından temel bir gerekliliktir. 

Adi işlerde, Türk Borçlar Kanunu’nun 88 ve 120. maddeleri gereğince kanuni faiz oranları ve bu oranlara getirilen üst sınırlar dikkate alınmakta; sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde taraflarca kararlaştırılan faiz oranları da bu sınırın ötesine geçememektedir. Ticari işlerde ise, Türk Ticaret Kanunu’nun ticari iş kavramına ve Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümlerine dayanılarak, ticari faize ve temerrüt faizi oranlarına ilişkin özel düzenlemelere yer verilmiştir. Bu bağlamda, ticari temerrüt faizinin belirlenmesinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kısa vadeli avans işlemlerinde uyguladığı faiz oranı esas alınmakta; taraflar arasında sözleşme serbestisi daha geniş tutulmaktadır.

Tüketici işlemlerinde ise Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri gereğince, öncelikle tüketici lehine yorum ilkesi gözetilmekte; özel bir faiz düzenlemesi bulunmayan hâllerde Türk Borçlar Kanunu ve 3095 sayılı Kanun hükümleri kıyasen uygulanmaktadır. Bu yönüyle tüketici işlemlerinde faiz oranı belirlenirken, tüketicinin ekonomik açıdan zayıf konumu dikkate alınarak sınırlayıcı hükümler devreye girmektedir.

Sonuç olarak, icra takibinde faiz türü belirlenmeden önce borcun hangi hukuki işlemden doğduğunun adi, ticari veya tüketici işlemi doğru şekilde tespit edilmesi zorunludur. Zira aynı para borcuna, kaynağına göre farklı faiz oranları uygulanmakta; bu durum icra takibinin hukuka uygun yürütülmesi bakımından belirleyici rol oynamaktadır. Çalışmanın amacı da, uygulayıcıya, takibe konu alacağın niteliğini saptayarak buna uygun faiz türünü seçme konusunda sistematik bir bakış açısı kazandırmaktır. Böylece hem alacaklının hakkı korunacak hem de borçlunun aleyhine orantısız faiz işletilmesinin önüne geçilerek hukuki güvenlik ve adalet ilkeleri sağlanmış olacaktır.

Stj Av. Songül DENKTAŞ
Av. Mahmut Enes ARSLAN
Av. Muhammed Talha ARSLAN
  1. Prof. Dr. O. Gökhan Antalya,Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2.b, Ankara:Seçkin Hukuk,2019, s.165
  2. Mustafa Serhat Şen- Mustafa Kamil Şen, Türk Borçlar Kanunu’nda Faiz Hükümleri ve Sınırları, Sayı:35, 2018, s.475.
  3. Mustafa Serhat Şen- Mustafa Kamil Şen, Türk Borçlar Kanunu’nda Faiz Hükümleri ve Sınırları, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı:35, 2018, s.471.
  4. Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman- Prof. Dr. M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 17.b, İstanbul: Vedat Kitapçılık, 2019, s.325.
  5. Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24.b, Ankara: Yetkin Yayınları, 2019, s.1001.
  6. Mustafa Serhat Şen- Mustafa Kamil Şen, Türk Borçlar Kanunu’nda Faiz Hükümleri ve Sınırları, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı:35, 2018, s.480.
  7. Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24.b, Ankara: Yetkin Yayınları, 2019, s.1001.
  8. Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24.b, Ankara: Yetkin Yayınları, 2019, s.1001.
  9. Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24.b, Ankara: Yetkin Yayınları, 2019, s. 924
  10. Mustafa Serhat Şen- Mustafa Kamil Şen, Türk Borçlar Kanunu’nda Faiz Hükümleri ve Sınırları, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı:35, 2018, s.475
  11. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.416.
  12. Mustafa Serhat Şen- Mustafa Kamil Şen, Türk Borçlar Kanunu’nda Faiz Hükümleri ve Sınırları, Sayı:35, 2018, s.489
  13. 19 Aralık 1984 tarih ve 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun.
  14. Mustafa Serhat Şen- Mustafa Kamil Şen, Türk Borçlar Kanunu’nda Faiz Hükümleri ve Sınırları, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı:35, 2018, s.477.
  15. Hukuk Genel Kurulu E. 2012/502 K. 2012/707 T. 10.10.2012.
  16. Mustafa Serhat Şen- Mustafa Kamil Şen, Türk Borçlar Kanunu’nda Faiz Hükümleri ve Sınırları, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı:35, 2018, s.493
  17. Araş. Gör Dr. Kürşad Yağcı, Anapara Faizi Ve Temerrüt Faizine Üst Sınır Getiren TBK M. 88 Ve TBK M. 120 Hükümlerinin Ticari Faizler (TTK M. 8 Ve TTK M. 9) Bakımından Uygulanabilirliği, İstanbul Hukuk Mecmuası, Cilt:72, Sayı:2,2013, s.426.
  18. Mustafa Serhat Şen- Mustafa Kamil Şen, Türk Borçlar Kanunu’nda Faiz Hükümleri ve Sınırları, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı:35, 2018, s.492.
  19. Dr. Nurdan Orbay Ortaç, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Ticari İşlerde Faiz, Ankara Barosu Dergisi, Cilt: 0, Sayı:2, 2014, s. 120.
  20. Serhan Dinç,6102 Sayili Türk Ticaret Kanunu’na Göre Ticari İş Kavramı, EÜHFD, Cilt:18, Sayı: 3-4,2014,s.177
  21. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.414.
  22. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.415.
  23. Serhan Dinç,6102 Sayili Türk Ticaret Kanunu’na Göre Ticari İş Kavramı, EÜHFD, Cilt:18, Sayı: 3-4,2014,s.179
  24. Serhan Dinç,6102 Sayili Türk Ticaret Kanunu’na Göre Ticari İş Kavramı, EÜHFD, Cilt:18, Sayı: 3-4,2014,s.182
  25. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.415.
  26. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.414.
  27. Ragıp Karakuş, Ticari İşletme Hukuku Ders Notu, 2025, s. 21.
  28. Serhan Dinç,6102 Sayili Türk Ticaret Kanunu’na Göre Ticari İş Kavramı, EÜHFD, Cilt:18, Sayı: 3-4,2014,s.186
  29. Serhan Dinç,6102 Sayili Türk Ticaret Kanunu’na Göre Ticari İş Kavramı, EÜHFD, Cilt:18, Sayı: 3-4,2014,s.187
  30. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.415.
  31. Dr. Nurdan Orbay Ortaç, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Ticari İşlerde Faiz, Ankara Barosu Dergisi, Cilt: 0, Sayı:2, 2014, s. 124.
  32. Prof. Dr. Rıza AYHAN-Prof. Dr. Hayrettin ÇAĞLAR- Prof. Dr. Mehmet ÖZDAMAR,Ticari İşletme Hukuku Genel Esaslar, 13.b, Ankara:Yetkin Yayınları,2020,s.42.
  33. Ragıp Karakuş, Ticari İşletme Hukuku Ders Notu, 2025, s. 21.
  34. Prof. Dr. Rıza AYHAN-Prof. Dr. Hayrettin ÇAĞLAR- Prof. Dr. Mehmet ÖZDAMAR,Ticari İşletme Hukuku Genel Esaslar, 13.b, Ankara:Yetkin Yayınları,2020,s.42.
  35. Arş. Gör Dr. Kürşad Yağcı, Anapara Faizi Ve Temerrüt Faizine Üst Sınır Getiren TBK M. 88 Ve TBK M. 120 Hükümlerinin Ticari Faizler (TTK M. 8 Ve TTK M. 9) Bakımından Uygulanabilirliği, İstanbul Hukuk Mecmuası, Cilt:72, Sayı:2,2013, s.430.
  36. Ragıp Karakuş, Ticari İşletme Hukuku Ders Notu, 2025, s. 21.
  37. Dr. Nurdan Orbay Ortaç, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Ticari İşlerde Faiz, Ankara Barosu Dergisi, Cilt: 0, Sayı:2, 2014, s. 128.
  38. Prof. Dr. Rıza AYHAN-Prof. Dr. Hayrettin ÇAĞLAR- Prof. Dr. Mehmet ÖZDAMAR,Ticari İşletme Hukuku Genel Esaslar, 13.b, Ankara:Yetkin Yayınları,2020,s.52.
  39. Dr. Nurdan Orbay Ortaç, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Ticari İşlerde Faiz, Ankara Barosu Dergisi, Cilt: 0, Sayı:2, 2014, s. 129.
  40. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.397.
  41. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.397.
  42. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.399.
  43. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.410.
  44. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.419.
  45. Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar- Yrd. Doç. Dr. Levent Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı  ve Bu Ayrımın Önemi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, 2016, s.419.
  46. Ragıp Karakuş, Ticari İşletme Hukuku Ders Notu, 2025, s. 21.
  47. Prof. Dr. Hüseyin Ülgen Prof. Dr. Mehmet Helvaci Prof. Dr. Arslan Kaya Prof. Dr. N. Füsun Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, 6.b, İstanbul: Vedat Kitapçılık,2019,s.105
  48. Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez Prof. Dr. Oğuz Atalay Prof. Dr. Meral Sungurtekin Özkan Prof. Dr. Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, 6.b, İstanbul:Onikilevha Yayınları,2019,s.90